/i/Hikaye

Herkesin bir hikayesi var, ya senin hikayen nedir?
  1. 1.
    +14 -2
    eklem ağrısı
    diz ağrısı
    bel ağrısı
    boyun fıtığı..
    kıl dönmesi
    bel fıtığı..
    ayak kokusu
    sedef
    egzema
    sünüzüt..

    tüm sorunlarınıza derman olacak bir hikaye ...

    Kireçlenmeye faydası yok ... onu baştan söyleyelim..

    Edit:Teşekkürler 12 kişi beğenmiş.Şu ülkede birilerine bir şeyler anlatabilmek çok zor amk. Beğendirebilmek daha da zor.
    Eyvallah...
    ···
  1. 2.
    0
    Reservedd
    ···
    1. 1.
      0
      kıl dönmesinede yok amk salagi o kıl içerden kesilip çıkmadan içi irin dolmaya devam eder
      ···
      1. 1.
        0
        Geçmiş olsun. Allah başka dert ,keder, sıkıntı vermesin ...
        ···
  2. 3.
    +14
    Kalp kırığı yokmuş beyler boşverin...
    ···
  3. 4.
    0
    Böyle hikaye mi olur amk
    ···
  4. 5.
    -2
    yannan için yok mu
    ···
  5. 6.
    +1
    Sağlıkçıyım yalansa ebeni laciverte boyarım.
    ···
  6. 7.
    +3
    Sabırsızsın biliyorum…

    Beynin , künefe dolu tepsiyi artistik bir hareketle çevirmeye çalışırken deviren teyze videosu seyredip buna seri bir şekilde tepki vermek istiyor farkındayım;ama acele etmeyin.

    Baştan söylemeliyim küfrün ve özlü sözün dibine vuran hatta b.kunu çıkartan bir hikaye olacak.. Eğer buradaki sevilen, beğenilen, ilgi gören uzun hikayeleri okuduysanız, bir çok küfür kulağınıza tanıdık gelecek.Bu hikayede bir çoğuna selam çakmayı düşünüyorum.. Aykut Kocaman’ın Beşiktaş’la oynanan kupa maçında bahanelerin ardına sığınma konusunda boyut atladığı gibi burada “taç hırsızlığı” var diye düşünmeden edemeyeceksiniz ;fakat hikayeyi tamamlayabilirsem ve bir sonuca bağlayabilirsem yaptığım kolaj sayesinde inanın küfür hazneniz genişleyecek..IQ seviyeniz tavan yapacak ve kulaklarınızdan fışkıracak !…Eğer biraz sakin olup okumaya devam edebilirseniz yeni bir şeyler de öğreneceksiniz s.ktiğimin hayatında emin olun …
    ···
    1. 1.
      0
      anlat panpa sen yaz okuyacam ben bitince
      ···
  7. 8.
    +5
    Uzun bir yazı olacağını sezip , okuyanı g.tünden s.ksinler demek için son hazırlıklarını tamamlayarak , q klavyesinin tuşlarına dokunmak üzere uzanan parmakları, hayatı boyunca Ömer Seyfettin’in kaşağı hikayesi haricinde bir şeye dokunamamış incici sen ufaktan uzayabilirsin.. Neden biliyor musun?.Çünkü hayatım boyunca ,görmekten nefret ettiğim, etrafta öylece dolanmasından tiksindiğim bir tip varsa o da hiçbir şey üretememesine, hiç bir şey yaratamamasına, sorgulayamamasına rağmen hayatını bir şeylere tak atmaya adamış ve bu uğurda heba etmiş olan insan tipidir.Bu tarz insanların etrafındaki görüş açılarını maskeleyen dev aynaları, sorgulayan, düşünen,yaratan insanları görmelerini engeller, görüş açılarını sıfıra indirir, bu kibrini s.ktiğim yav. aklar işte bu kör noktaları göremezler. Görebilen insanlarla karşılaştıklarında da maç esnasında ta.aklarına top çarpmış futbolcu sancısı çekerler. Dediğim gibi az sonra okuyacaklarınız bir çok hikayede duyduğunuz çalıntı cümleler, çalıntı küfürler, çalıntı karakterler, çalıntı düşünceler içerir. Hayal gücü de bunu gerektirir amk. Sürekli hayattan bir şeyler çalmalı ve bu çaldıklarını değerlendirebilmelisin..
    Eğer şu hayatta hiçbir şey çalmadığını düşünüyorsan neden kitap okuyorsun ki ?.. Bir kitap okuduğunda bir insanın düşüncesini çalmıyor musun ?..veya mükemmel bir müzik dinlediğinde bu benim şarkım,bu bizim şarkımız amk , diyerek onu sahiplenmiyor musun? Elindeki cep telefonundan, bindiğin arabaya, yediğin yemekten ,içine s.çarken üzerine oturduğun klozete kadar her şey çalıntı değil mi ? hayatında...

    Bu da köküne kadar çalıntı bir hikaye işte.

    Anlayabilene!!!
    ···
  8. 9.
    +2
    Ayakkabılarınızı çıkardıysanız şöyle buyrun…



    “Hayatı çok da ciddiye almamalı daha canlı kurtulan olmadı” dedi.
    Evet çok ciddiye alıyordum; ama “kabilesini gibeyim lan bu ızdırabın” dedim. Brokoli gibi hissediyordum , sağlıklıydım; ama tadım tuzum yoktu. Eskimiş boxerdan fırlamış bir y.rak gibiydim adeta..iki dakikalık keyfim pi.in yüzünden buz görmüş t.şşak gibi çekilmişti.(bknz ya..ak s.ken kelebek *

    “Kardeş bende hipermetrop var biraz uzakta dur.”dedim. Sürekli olarak, özlü sözler söyleyerek, felsefe yaparak, orta saha pres altındayken göbeğe oynamaya devam ediyordu.
    Kafasını karıştırmak için :
    “Hepimiz salgı bezleri, kimyasal maddeler ve biraz da sabah kahvaltılarında yediğimiz şeylerden ibaretiz aslında ”değil mi? diye sordum i.neye.
    “Ortamı antik yunan dönemine çevirdiler. Herkes felsefeci am. koydumunun yerinde.”diye cevapladı.
    “Senin kalibreni ölçünü ayarını s.kiyim lan.Şu hayatta bir kerede sıradan bir cümle kur” diye azarladım i.bneyi ,ellerimiz ceplerimizde titreyerek üst geçitte ilerlerken.
    “Üstüne ne kadar palto giyersen giy, cebinde paran yoksa üşürsün” dedi.
    ···
  9. 10.
    +3
    Cebimizde beş kuruş para yoktu gerçekten de.Saçlarımdaki karları silkelerken bunun ne kadar da doğru olduğunu düşündüm. Cebimde sadece iddaa’dan 5 liraya 500 tutturduğum ve kötü günler için sakladığım bir kupon vardı. Herkes bir yerlere gidiyordu. Etraf kendini farklı sanan aynılarla doluydu. Uzakta bir fest food dükkanının önünde gö. tünü büyütmezse ölecek hastalığına yakalanmış insanlar sıra bekliyorlardı. Hepsi benim için uzayda yer kaplayan birer cisimden ibaretti.Ülke adeta “walking dead”e dönmüştü amk. Beynini süs olarak taşıyan insanlardan çok sıkılıyordum.Kar yağmaya, rüzgar esmeye devam ediyordu ve Dilberay ile Hipopotam karışımı bir kadın ağzındaki sigarası ile karşıdan karşıya geçmeye çalışıyordu. Günün bu saatlerinde canım her zamankinden çok sıkılıyordu.Üst geçitte durduk. Aşağıdan geçen arabalara bakarken bizim Aristo’ya dedim ki:
    “Bu akşam içelim mi lan kafaları dağıtırız?”
    “Üzüldüğümüz kadar içeceksek paramız yetmez”dedi
    “Ya senin içine çektiğin oksijenin her metreküpünü s.kiyim. 500 liralık tutmuş kupon var cebimde lan işte. Gider ezeriz”dedim. Bunları söylerken arka fonda Eye of te Tiger çalarken çimento torbaları taşıyan Rocky Balboa gibi gaza gelmiştim.

    “Dostoyewski: “Dünyanın en zor hissi, kendini ait hissetmediğin bir yerde bulunma zorunluluğudur”demiş, dedi bizim Friedrich Nietzsche’nin ruh öküzü!!
    “Ne yapmış amk koduğumun Dostoyewskisi? Düğüne mi gitmiş amk?” diyerek Twitter’dan alıntıladığım bir kontra atakla cevaplayarak, ayaklarımızın altında hareket eden şehri seyretmeye devam ettim.
    Gülümsedi. Felsefi de olsa gülümseyebiliyordu.
    “A.ına rövaşata attığımın delisinin gülümsemesi bile felsefi”diye düşündüm. Türünün tek örneği olduğunu düşünüyordum. Evet,felsefi gülüşüyle beni farklı düşüncelere daldıran dostum Sokrates, milattan önce 11.000 yıllarında nesli tükenmiş bir mikroorganizmaydı ;fakat ne yapayım seviyordum peze. engi..
    ···
  10. 11.
    +3
    Aq delisi ne diyon sen
    ···
  11. 12.
    +1
    Bir üst geçitte, ayaklarımızın altında akmaya devam eden bu şehri, yaşayan nefes alıp veren insanların olduğu bir mezarlığa benzetiyordum. Eğer bir karınca ölürse diğer karıncalar onun öldüğünü fark etmez, sanki o karınca yaşıyormuş gibi ya da hiç yokmuş gibi yanından geçip giderlermiş. Ta ki üçüncü güne kadar. Eğer karınca yuvada ölmüşse üçüncü gün bir başka karınca onu yuvanın hemen dışındaki çöplüğe kadar yuvarlarmış. Peki neden hemen değil de üç gün sonra? çünkü karıncalar öldükten üç gün sonra oleik asit adlı bir kimyasal salgılarlarmış. bu kimyasalın kokusu çürüyen karıncanın kokusuymuş ve diğer karıncalar bu kokuyu tanırlarmış, böylelikle ölen karınca yuvadan atılırmış. işte bu mezarlığın içerisinden buram buram oleik asit kokuları geliyordu burnuma. insanlar bu kokuyu benimsemişlerdi ve ölen bedenleri mezarın dışına taşımıyorlardı.
    Bu düşüncelerimi bizim Hegel ile de paylaştım.Bu sefer gülümsemedi. Ciddi bir surat ifadesi takındı ve :
    “Sen hiç miyavlamaya çalışan bir köpek gördün mü;veya haylamaya çalışan bir kedi?..insanlar da böyle işte, kaderlerine razı olmak zorunda ”diye mırıldandı.
    ···
  12. 13.
    +3
    ulan hastalıklar hakkında ipuçları verecek sandım
    ···
  13. 14.
    +3
    Çakma Sokrates’in açığını yakalamıştım. Beklemediği yerden hızlı bir kontra atağa çıktım ve dedim ki :
    Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir.
    Bu sebepten, “ ne yapalım, kaderimiz böyle” deyip, boyun bükmek cehalet göstergesidir.
    Kader yolun tamdıbını değil, sadece yol ayrımlarını verir.
    Güzergâh bellidir; ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir.

    Gerçekten de bu defa fena si.ertmiştim !

    Üst geçidin paslı demirlerine tutundu. Titremeye başladı. Epilepsi hastaları gibi vücudu kasıldı ve karların içerisine gömüldü. Kendi felsefesini çökerten karşı bir görüş karşısında vücudu böyle garip bir tepki veriyordu.Ne yapayım amk “kibir en sevdiğim günahtı” ve bazen onun bunu sonuna kadar hak ettiğini düşünüyordum. Cebimden bi selpak çıkarttım karlara gömülmüş kafasını kaldırıp ağzının kenarlarındaki köpükleri sildim.
    ···
  14. 15.
    +2
    Kolundan tutup kaldırırken:
    “Adamın kı. ından trancodent şırıngayla kan alırım lan.”dedim.Sen kardeşini ne zannettin yarr.. ağam! (Gemide iyi film amk.)

    Elini tersiyle ağzının kenarlarında kalan köpükleri silerken :“Bazı insanlar alçak gönüllüdür. Bazıları ise alçak olmaya gönüllüdür” deyip garip bir kahkaha attı.Ya da onu ilk kez kahkaha atarken gördüğüm için bana çok garip geldi amk. insanın perspektifi zamanla genişliyor ve yıllar geçtikte olaylara bakış açısı farklılaşıyordu.Ben de Spinozanın sol taşağı gibi bir adamla takıla takıla bir şeyler kapmaya başlamıştım sanırım.

    Akşamki planımız kesinleşmişti.Ömrünün büyük bölümünü, Akif babanın Taş Plak Meyhanesinde geçiren, 1930’lu yılların nüktedan akşamcılarından Adalı Hüseyin gibi, g.te kadar çekip ,bir lüfer balığının yanağıyla bir büyüğü devirecektik.

    Hava yavaştan kararmaya başlamıştı “önce gidip iddaa bayisinden paramızı alalım ”dedim.

    Dar bir sokakta ilerliyorduk.Yol ayrımına geldiğimizde:
    “Ne taraftan gidelim lan Jean-Jacques Rousseau” deyip bunun yüzüne baktım ve ne cevap vereceğini biliyordum amk. Yemin ederim biliyordum.O yüzden kendi sorduğum soruyu kendim cevapladım:
    “Nereye gideceğini bilmiyorsan ,hangi yoldan gittiğinin bir önemi yok”... Eee !!! ne de olsa bıyık burkula burkula kaytan ,insan s.kile s.kile şeytan oluyordu. Gel dedim bu taraftan gidiyoruz. içerisinde toz, toprak ,alüvyon ve aklınıza gelebilecek her türlü kimyasal maddeyi barındıran paketten bir dal sigara çekip yaktım.(Slm. gibko)Tahin Pekmez karıştırmanın bile bir matematiği vardı ;ama bu sigarayı ciğerlerine çekmenin belli bir açıklaması,bir izahı olamazdı. Ciğerim şu son 13 yılda ne hale gelmişti acaba?
    ···
  15. 16.
    +1
    Hayatının sonuna kadar beraber yaşadığın kalbini çıkartıp eline verseler bu ne amk dersin. Yaşamın boyunca seninle beraber olan akciğerlerini, karaciğerini çıkarıp önüne koysalar şok geçirirsin herhalde. Düşünsene , doğduğun andan öldüğün ana kadar senin yaşamanı sağlayan hiçbir organı çok ekstrem bir durum olmadıkça görmeden ölüyorsun.iç organlarım dile gelse, bana kocaman bir “hasktirrrrrr” çekerdi... Çukur dizisindeki Vartolu karakteri gibi galeyana gelip:Senin sigaranı da si.eriiim, dumanını da si.eriiim, beyefendiliğine de sokarıııım! ölüyorsun dıbına koyiim bunun neyini anlamıyon!... A.ına koduuum!... A.ına koduum diye küfrü basardı.
    Ana caddeye çıktık. Kafamı sağa çeviriyorum Kahve diyarı..iki adım ilerliyoruz Kahve kültürü... Sola bakıyorum “Kahve dükkanı”... Aşağı bakıyorum “Telvecim”….Yukarı bakıyorum “Starbucks” ….Bu ne lan her köşe başında bir kahve dükkanı.. Soner Yalçın boşuna bas bas bağırmıyormuş ,adamın bildiği bir şey varmış gerçekten de..Son yıllarda çoğalan bu kahve sevgisinin Endüstriyel şirketlerin büyük bir oyunu olduğuna her zamankinden daha çok inanıyordum.. Bu işte bir iş vardı... Nescafe 2’si 1 aradalar, 3 ü bir aradalar, fındıklısı, çikolatalısı, sütlüsü, sütsüzü, soğuk kahvesi…. türemeyen kahve çeşidi kalmadı anasını satıyım.. “Kahve kolon kanserini önlüyorrrrrrrrrrrrrr”... Günde 5 fincan kahve içmezseniiz zikiii tuttuğuzzzzz. diye bağıra bağıra milleti bağırta bağırta bağımlı hale getirdiler.
    ···
  16. 17.
    0
    Djdbkshj
    ···
  17. 18.
    +1
    Sokratesle tanışmamızın üzerinden 3 yıl geçti.Şu anda 29 yaşımdayım. Tanıştığımızda 26’ydım ,Sokrates 30 yaşına girmişti. Doğum gününde tanışmıştık izzet-i nefsini si.tiğim i.nesiyle. Ertesi gün ona ölmekten son anda yırtmış bir “mezgeldek” hediye etmiştim.(Eyv. Yaban Tv)

    Tanıştığımız gün bana:
    “Dünya sana hiçbir zaman bir hediye sunmaz.Bir yaşam istiyorsan, onu çalmalısın” diye taş. klı bir cümle kurmuştu. Böylesi taş. klı bir cümleyi Nietzsche'yi ve Sigmund Freud’u bile baştan çıkartmayı başarabilmiş zeki bir kadının dile getirmesi oldukça düşündürücüydü.(Gerçekten de büyük bir kaltakmışsın Lou Andreas Salome)

    Doğum gününde ona bir hediye veremediğimden, bilinçsiz avcılığı yaşam felsefesi haline getirmiş, beyinlerini süs olarak taşıyan, günahları genellikle sek içmeyi tercih eden,kaz kafalı bir kaç avcı tarafından vurulduktan sonra rehabilitasyon merkezinde sağlığına kavuşturulan nesli tükenmekte olan bir kuşu çalıp, hayvanın boynuna, kırmızı renkli bir kağıda şunu yazmıştım:
    “Dünya sana hiçbir zaman bir hediye sunmaz.Bir yaşam istiyorsan, onu çalmalısın.” ve notun hemen altına da:
    “Rehabilitasyon merkezinden çaldım amk.!”.diye eklemiştim.
    ···
  18. 19.
    +1
    Bu,Mezgeldek nesli tükenmek üzere olan bir kuş türüydü. Maksimum beş veya on çift kaldığı tahmin ediliyordu. Tahnitçilik yapan birisi için eşsiz bir hediye olabilir diye düşünmüştüm. Kuşu rehabilitasyon merkezinden çaldığımda ,hayvan öldükten sonra onu sonsuza kadar ölümsüzleştirecek olan birisi için eşsiz bir hediye olur diye düşünmüştüm.
    O gün aslında birçok şeyin başlangıcı olmuştu.
    Sokrates, canlı bir bedene tahnit işlemi yapma fikrini ilk defa o gün düşünmüştü.Önümüzdeki zaman diliminde de “insan kırkayak” filmindeki Pgibopat Doktor olma yolunda emin adımlarla ilerleyecekti. Kısacası sıra dışı bir dostluğumuz olacağı daha o günden belliydi.
    ···
  19. 20.
    +1
    iddaa bayii’nin önüne geldik.Şu iddaa bayilerinin önünde dolaşan kolay yoldan para kazanmaya çalışan tiplere hiç bir zaman acımadım, zira “iyileşmek elinde olan bir hastaya acınmaz.”(Montaigne denen herife eğer bir şans verilseydi iddaa’da maç sonucu mu oynardı; yoksa karşılıklı gol mü ?... Bence kesin üstçü olurdu amk.)

    365 günün 360 gününü depresyonda geçiren insanların travmalarına, ukalalıklarına ve dibe batmalarına tanık olmak istemiyorsanız kumardan ve kumar oynatılan yerlerden uzak durun. Bu yerlerde dolaşan tiplerin içerisinde bulunduğu duruma uyan bir teşhis var P:K... yani “ patolojik kumarbazlık” ; önünde durduğumuz iddaa bayii’ndeki insanların yüzleri, paralarını çarçur edebilecek durumda olan, belli bir refah seviyesinin üstündeki insanların mazoşist duygularını bastırmak adına paralarını çarçur etmesine benzer duygular barındırmıyordu ya da Peridispozan( zemin hazırlayan, yatkınlaştıran) antidepresan bir faktör kumar oynama duygusunu tetiklemiyordu; ama Patolojik kumarbazlığın belirtisi olarak gösterilen “yenilgilerden asla ders almaz ve mali kayıpları ne kadar büyük olursa olsun, sonunda gelecek başarıya inançları sarsılmazdır.”düşüncesi buradaki insanların içerisinde bulundukları ruh halini anlatmaya yetiyordu.. Göğse vuran bir ağrıyı kalp krizi zannedersin ama tüm tahlilleri yaptırıp bir şey çıkmadığında üşütmüşüm herhalde dersin ve kendi kendinin teşhisini koyarsın ya!... Bu da böylesine basit bir mantık içeriyordu aslında... Son kez kazanma duygusu…Gerçeği kabullenememek insanoğlunun en büyük handikaplarından birisidir ve içerisinde handikap geçen bir kelime duyması bile patolojik bir kumarbazın beyninde tek bir şekilde yorumlanabilir. Beynin bu kelimeyi başka bir anlamıyla yorumlayabilmesinin imkanı yoktur.
    ···